Kabullenişler

Kasım 30, 2006 at 9:57 pm Yorum bırakın

30 Kasım 2006
Sarı sarı patateeees” naralarıyla attım sokağa kendimi. Bir zamanlar kadınların saçlarını sıkıntılı oldukları zamanlarda değiştirdiklerini duymuş gülüp geçmiştim. Meğer haklılık payı varmış biraz. Bir buhran zamanıydı, krizlerden kurtulma çaresiydi. Arabayı boşverip yürümeye karar verdim kuaföre kadar. Ayaklarımın altında ezilen yaprakların hışırtılarıyla, ciğerlerime bacalardan çıkan o kış kokusunu doldurup, ellerim ceplerimde, omuzlarım istemsiz olarak sanki kendi içime sığınma edasıyla yukarı doğru kalkmış yürümeye koyuldum. Sokak o kadar gürültülüydü ki, belki de beynimdeki sorulardan kurtulmama yardımcı oluyordu bu gürültü. Önünden geçtiğim apartmandan hışımla çıkan kadının elinde boşaltılmış olacak olan soba kovası, başında geriye doğru sıkılmış yemenisi, ayağında basma pijaması, kaşları her zamanki gibi çatık, bir küfür patlattı ; “Nüfus sayımıymış, kimlik numarasıymış, hiç işim gücüm kalmadı….” Belli ki kapıya gelen görevlilere sinirleri bozulmuş, belki de ilk kez duyduğu kimlik numarasını bilmemesiyle kim bilir garipsenmiş, yadırganmış ve benim karşıdaki teyzeye denilen gibi “En geç yarın öğren gel” denilmişti. Hala yürüyordum, köşede iki amca ellerinde bir poşet dolusu mandalina etraflarını saran beş çocuğa mandalina dağıtıyorlar. Çocukların elleri soğuktan kızarmış ama toplarını sıkı sıkı tutuyorlar. Adamlardan yaşlıca olanı; “Alın bağalım, yiyin bağalım, hadi bağalım” diyerek konuşuyor, çocuklar mandalinaları bir yandan soyuyor, bir yandan üçer beşer dilim ağızlarından sularını akıtarak tıkıştırıyorlar. Çocuk olmak vardı diyorum kendi kendime, yolda ilerlerken, çocukluğum geçiyor gözlerimin önünden tam da 100 metre var yok, bizim büyüdüğümüz apartman bahçesine varmaya… Kimse yok garipsenir miyim? Ne işi var burada denir mi? soruları aklımda omuzlarımı daha bir kaldırıyorum ellerim hala ceplerimde, bir iç çekişle sapıyorum bahçeye… Gülümsüyorum ilk aklıma gelen yakartop oyunları oluyor ve bir türlü atlamayı beceremediğim ipler, oynadığımız evcilikler, çağırdığımız ruhlar, kaynatılan salça kazanlarının dibini yalamalar, közlenen patatesler… Bahçenin diğer kapısından çıkıp yürümeye devam ediyorum. Kendimi sevdiğimi bir kez daha fark ediyorum. Kuaförün kapısını açıyorum, itiraf ediyorum hala ilkokul beşinci sınıfta gittiğim aynı kadına gidiyorum. “Kes” diyorum gülümsüyor az buçuk tanıyor beni ve ne zaman onu ziyaret ettiğimi tahmin ediyor. Çıkışta kısalan saçlarla içimi garip bir huzur kaplıyor. Evin yolunu tutuş, içeri girmek istemeyiş, arabayla küçük ilçenin bir baştan bir başını turlayış ve akşam… Yine kendinlesin ve gerçeklere dönüyorsun… Hayat hep bize yaşayacaklarımızı sunar. Bize düşen de kabullenmek olur çoğu zaman, yürek kabul etmese de kabulleniriz. Kabullenişlerinizin çok çok az olması dileğiyle…

Entry filed under: Yazılarım. Tags: .

Bulutun Uçağı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Trackback this post  |  Subscribe to the comments via RSS Feed


En Çok Okunanlar

Bak..Bilki domuzların önüne inciler serilmez ,mücevherden sarraflar anlar ancak baskası bilmez... Ne fark eder ki, kör insan için elmas da bir cam da... Sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma! MEVLANA

İstatististististiks

  • 54,982 tıktık

Zaman…

Kasım 2006
P S Ç P C C P
    Ara »
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Kelebeğim Benim

2

Resim 045

anne

Resim 019

Resim 025

Resim 030

Resim 016

Resim 038

Resim 019

4

Diğer Fotoğraflar

%d blogcu bunu beğendi: